NATO Çıkmazında İskandinavya: İsveç

İsveç bu sıralar Türk medyasının odak noktasında yer alıyor. NATO’ya giriş süreci, PKK ile ilişkisi ve Ortadoğu’ya olan ilgisi ile gündemlerde sıkça konuşuluyor. Fakat İskandinavya gibi huzurlu, sakin ve refah dolu bir coğrafyada bulunan bir ülke neden kaos ile dolu olan bir coğrafyaya ve PKK’ya bu kadar ilgi gösteriyor? Bu sorunun yanıtının kökleri aslında 1980’lere […]

İsveç bu sıralar Türk medyasının odak noktasında yer alıyor. NATO’ya giriş süreci, PKK ile ilişkisi ve Ortadoğu’ya olan ilgisi ile gündemlerde sıkça konuşuluyor. Fakat İskandinavya gibi huzurlu, sakin ve refah dolu bir coğrafyada bulunan bir ülke neden kaos ile dolu olan bir coğrafyaya ve PKK’ya bu kadar ilgi gösteriyor? Bu sorunun yanıtının kökleri aslında 1980’lere dayanıyor. 1980’ler ve İsveç denince akla gelen bir isim var: Olof Palme.

 Olof Palme 1969-1976 ve 1982-1986 yılları arasında İsveç Sosyal Demokrat Partisi’nden seçilerek İsveç Başbakanlığı yapmıştı. Zengin bir aileden gelmesine karşın eşitlikçi ve sosyal politikaların en önemli savunucularından ve uygulayıcılarından birisi olmuştu. O yıllarda tarafsız bir ülke olan İsveç’in başbakanı olarak hem ABD’yi hem de SSCB’yi sıkça eleştirmişti. Bu eleştiriler sadece onlarla sınırlı kalmamış, faşist Franco rejimi ve Apartheid rejimi dahil olmak üzere baskıcı ve emperyalist hareketlere karşı da sıkça ses yükseltmişti.

Bu tutumu ona popülarite kazandırdığı kadar birçok düşman da yaratmıştı. Fakat bu kendisini alıkoymuyordu. Çoğunlukla az koruma ile veya korumasız bir şekilde dolaşıyordu. Yine korumasız bir şekilde dışarıda olduğu 28 Şubat 1986 akşamında sokak ortasında suikaste uğradı. Bu cinayet ile ilgili birçok şüpheli şahıs ve örgüt bulunsa da hiçbir zaman resmi olarak suçlular bulunamadı. 2020 yılındaki son soruşturmada ise fail bir şahıs olarak gösterilip soruşturma kapatılmış olsa da bu şahsın 2000 yılında intihar ettiği için sorgulanmamış olması ve tanık betimlemelerine pek uymaması hala soru işaretlerini barındırmaktadır. Daha ilginç olan konu ise soruşturma başında suikastı düzenleyen örgütün PKK olduğu düşünülmesiydi. Palme’nin 1984’te PKK’yı terör örgütü ilan etmesi ve örgütün 1984 ve 1985’te kendisine karşıt iki kürt göçmeni öldürtmesi başta olmak üzere şiddet olaylarında yer alması bu fikri destekler nitelikteydi (Bondeson, 2005, p. 89). Ayrıca İsveç ve Türkiye’nin 1980’lerde ilişkilerini arttırması da PKK’nın Palme hükümetine karşı düşman olmasına sebep olmuştu. Soruşturmanın devamında yapılan dinlemelerde ise PKK’nın İsveç’te ismi verilmeyen bir kişiyi öldürme emri vermesi durumu daha da derinleştirmişti (Lillbacka, 2010, p. 136). Soruşturmanın sonuna doğru ilerlenirken soruşturma şefi Holmer failin PKK olduğundan emin olmuş olsa da halen fail bulunamamıştı (Bondeson, 2005, p. 92). Bu durumun uzaması üzerine şef Holmer istifa ettirildi ve yerine gelen şef ise odak noktasını başka şahıs ve örgütlere çevirdi (Lillbacka, 2010, p. 136). Terörist Abdullah Öcalan 1999’da suikastın azmettiricisinin eski eşi Kesire Öcalan olduğunu itiraf etmiş olsa da bu itiraf pek dikkate alınmadı ve Olof Palme suikastı İsveç tarihinin en büyük sırlarından birisi olarak kaldı.

“Pişman değilim çünkü bu dünyada birilerinin sizi dinlemesi için bağırarak konuşmanız gerekiyor.”  Olof Palme, 1976

Günümüze dönecek olursak, İsveç hala yaşadıklarından ders almamış gibi duruyor. Zamanında Olof Palme suikastında şüpheli olan ve ülke içinde şiddet olayları, uyuşturucu ticareti gibi suçlarda aktif rol alan PKK’yı destekliyor ve hatta makamlarında ağırlıyor. PKK’nın İsveç içerisindeki etkisi öyle bir noktaya geldi ki eski bir terörist olan Amineh Kakabaveh, 2010, 2014 ve 2018 de milletvekili seçildi ve 2016’da “Yılın İsveçli Kadını” olarak gösterildi. Ayrıca Sol Parti’den ayrılıp bağımsız milletvekili olan Kakabaveh, parlamentoda kritik bir oya sahip. Magdalena Andersson’un 2021’de yalnızca 1 oy fark ile seçildiği İsveç’te kendi oyu ile hükümetin Ortadoğu politikalarını kendi isteğine -yani PKK’nın lehine göre- tayin edebiliyor. Türkiye ise haklı olarak açıklamış olduğum PKK etkisini örnek göstererek İsveç’in NATO’ya girişini veto etti. Her ne kadar yapılan görüşmeler sonrası ön görüşmeler için Türkiye vetosunu kaldırmış olsa da, İsveç’in kendi ülkesindeki PKK etkisini bitirmek adına bir adım atmamış olması -PKK bu kadar etkiliyken ve mecliste güçlüyken çok zor- İsveç’in NATO’ya girmesini engelliyor. Finlandiya’nın NATO’ya girmesi daha mümkün görünse de, İsveç’in NATO’ya girişinin uzun bir süre daha gerçekleşmeyeceğini düşünenlerdenim.

Mert Kahve

Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi Bölümleri öğrencisi

Bondeson, Jan. (2005). Blood on the Snow: The Killing of Olof Palme. CORNELL

UNIVERSITY PRESS

Lillbacka, Ralf. (2010). Was Olof Palme Killed by an Intelligence Agency?. International

Journal of Intelligence and CounterIntelligence. 24(1). 119-147. https://doi.org/10.1080/08850607.2010.501705

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/ocalan-tek-tek-anlatiyor-39083102

https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2020/06/10/olof-palmenin-katili-34-yil-sonra-aciklandi

https://www.trthaber.com/haber/gundem/isvecin-terorist-milletvekili-amineh-kakabaveh-687174.html

Koç Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde okumakta ve Ekonomi ile çift anadal yapmaktadır. Akademik ilgi alanları; Diplomasi, Jeopolitik, 1.Dünya Savaşı Dönemi Tarihi, Coğrafya ve Politik Ekonomidir. İleri düzeyde İngilizce bilmektedir. [ View all posts ]

Comments

Be the first to comment on this article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Go to TOP